Son mu, Başlangıç mı?
- salih görgün
- 25 Nis
- 2 dakikada okunur

Hayatın bitmek bilmeyen koşuşturmacasında kaybolup gidiyoruz. Yapacaklarımızı erteliyor, gereksiz yükleri omuzlarımızda taşıyor ve en önemlisi; zamanın kıymetini bilemiyor ve anı yaşamayı ıskalıyoruz. Aslında hepimiz her şeyin farkındayız, ancak anı yaşarken bu farkındalık bir sis gibi uçuveriyor. Oysa hayat, kaçınılmaz bir biçimde o sona doğru akmaya devam ediyor.
Peki, nedir bu "son"?
Ölüm: İnkâr Edilemez Bir Gerçek
Ölüm, hayatın en büyük gizemi ve kaçınılmaz sonu. İnananlar için başka bir âleme açılan kapı, inanmayanlar içinse sonsuz bir sessizlik...
Ölümün bizdeki karşılığı ise genellikle hüzün oluyor:
Fotoğraf albümlerine bakarken içimizi sızlatan o anılar,
Sonbahar renklerine bürünmüş bir ömür,
Zafer kutlamalarında boş kalan o sandalye,
Bir daha asla duyamayacağımız bir kahkaha,
Ve çocukken, tüm sevdiklerimiz yanımızdayken sahip olduğumuz o saf mutluluğu geç fark etmenin verdiği pişmanlık.
Biyolojik Ölümün Ötesi: "Yaşarken Ölmek"
Ölüm, sadece nefes alıp vermenin ve kalbin durması ya da beyin fonksiyonlarının yitirilmesi midir? Belki de gerçek ölüm bundan çok daha derin ve sinsidir.
Elini attığın her şeyin çürük çıkması, dayandığın her omuzun çökmesi, inandığın doğruların birer yanılgıya dönüşmesi… Artık bir şeye uzanacak gücü bulamamak, yaşamak için bir sebep kalmadığı halde yaşamaya devam etmek zorunda kalmak; işte asıl ölüm budur. İnsan için bu tür bir yıkım sadece bir kez gerçekleşmez. Bu yüzden ölümün, hayatın içinde defalarca yaşanan bir süreç olduğuna inanıyorum.
Acının İlacı: Zaman ve Kabulleniş
İster fiziksel ister ruhsal olsun, her acının ilacı zamandır. Ancak bu acıyı unutmanın özel bir yolu yok; sadece gerçeği kabul etmenin getirdiği bir huzur var. Tabiri caizse, insan hayatı vadeli bir çek gibidir ve günü geldiğinde o çek tahsil edilir.
Bu derin kabulleniş noktasında bana güç veren, üstat Necip Fazıl Kısakürek’in o unutulmaz dizeleri oluyor:
Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber... Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?
Başka söze gerek var mı?



Yorumlar